24 Ara 2010


Kendini beğenmiş, yükseklerden aşağıya zor bakan insanları hiç sevmiyorum.
Hele ki bunu hak edecek kadar bir pozisyonda değillerse.
Kendini beğenmenin hakkı olmaz aslında.
Ama işte meziyetsiz insanlarınki daha saçma geliyor.
Her halukarda sevmiyorum yukarılarda dolananları.
Nerden mi aklıma geldi? Benim takip ettiğim bir kısım bloglar var. Yani takip ettiğim derken burada kayıtlı olanların dışında her gün uğradığım en az 10 küsür blog var.Kimi edebiyat kimi fotoğraf kimi her telden vs. Çok severek takip ettiklerim de var.
Bunlardan birine kızdım ondan açıldı kendini beğenme mevzusu.
Bir de bizim milletimiz malum övmeye de yermeye de bire bir.
Ya ukalalık olsun diye konuşanlara kızmıyorum.Belki de içten içe öyle davrananlara kızıyorum.
Yani mütevazı havasında.Ne çok kızmışım:) Penguen niye mi? O bence görünüş itibariyle çok kendini beğenmiş bi hayvan.Dik dik durur bakışları pek serttir gayet kendinden emin:) ondan koydum.Ama görünüşte öyle.Mütevazı oyununu oynamıyor yani neyse o.Onun için kızılası değil:)

17 Ara 2010

Cooffe prince


Bu dizinin tam bir takipçisi oldum.Bir kaç bölümüm kaldı.Ve sanırım bitmesini istemiyorum.İzlerken suratımdaki gülücükler hoşuma gitmiyor değil.
Kime dediysem Kore dizisi mi? Ne alaka? Neden ki? diyor.
Yooo şaşırmıyorum:) Geçen yıl bu zamanlarım aklıma geliyor.
Belki biraz içim burkuluyor.Bir yakınım izliyordu Kore dizilerini.Hep anlam verememiştim.Şimdi sanırım çok iyi anlıyorum ve itiraf edemesem de onu özlüyorum. Aşure günü daha çok hatırlattı sanırım. Napalım vardır bir hayır.Bakalım ne zaman karşılaşacağız sevgili dostumla:) dünyanın ayrı uçlarında olsak da.
Bir arkadaşıma da izlediğimi söylemiştim.Ne o öyle dedi.3bölüm birden izledi:) Sonra da beğenmiyormuş moduna girdi.Kim inanır? İtiraf etmesin mi dizi güzelmiş diye:))
Sevdim bu diziyi.Çekik gözlülere sempatim vardı.Bu dizi daha da arttırdı.Bir kaç zaman evvel Mısır Çarşısında dolanırken çekik gözlüleri görünce akrabalarımı görmüş gibi sevindim:))
Sadede geleyim.Romantik komedi olan biraz deli bir dizi sevenlere duyurulur...

Bir şey daha:Bu dizi yüzünden kahvelere ebru çalışması yapmayı düşünüyorum:)
Yani nasıl yaparım ne koyarım daha tam araştırmalarımı tamamlamadım.İnş. bir yerlerden bir şeyler bulurum nasıl yapıldığı adına.Güzel olur ben gibi kahve seven dostlarıma süslenmiş kahvelerden sunmak.
görüşürüz...

Gülüp geçmek

Buralara bir uğramalı dedim ve başladım yazmaya.

Neler mi oldu?

:))

Çok şey oldu.Bazı şeylere çok heveslenmemek gerek.İşe başladım 2. günü istifamı sundum:)) ilk gün sunduğum da olmuştu şaşırmadım yani:)

3. günü 4 gözle bekliyorum... Yoo 4.gün de olmasın dimi ya 3 deneyim yeter:)

Hmm heveslenme kısmına gelince benim olağan halim.Bir şeyleri beğenince ya da merak edince ya da beğenmeyince hep karşıma çıkıveriyor.Allah'ım nasıl bir sınanma bu dünyada diyorum.

Ama benim gibi bir kulun söylediklerinin bile karşısına çıkması güzel.Biliyorm bir şekilde her şeyimi bilen var ve kul gibi değil tek sahip olarak hükmederek karşıma çıkaran var:) Bu da çok hoş... Sonsuz şükür... İnş. hep iyileriyle sınanırım...

Bazen üzülmüyor değilim bazı şeylere.Bugün de aslında öyle bir gün sayılır.Başkası için üzüldüğüm dünyanın ne zor olduğunu düşündüğüm günlerden biriydi.Ancak o kişi eğer sınanmazsak o zaman korkmamız gerektiğini söylemişti.Allah'ım ne büyük olgunluk.

Ve düşündüm gülüp geçmek gerek bir çoğuna.Napalım dünya işte!
Gülüp geçmek kolay olsa keşke.Düşünmeden sorumsuzca olması güzel olurdu belki de.
Ama her zamanki gibi diyorum ki:

Hayr olsun...

4 Ara 2010


Gece gece bu fotoğrafa heveslenmedim değil. Sahilde yürümek ne iyi olurdu.
Bu ara hiç bir şey yazasım gelmiyor.Kendimi anlatmaktan vazgeçiyor gibiyim.Çünkü akşama kadar kendimi dinliyorum.Öyle çok geliyor ki bazen.
Bazen içinden çıkamayacak kadar yoğun geliyor dünyam bazense bomboş.Anlamıyorum hangisi.
Neyse...
Hasılı hala bloguma isim de bulmuş değilim.Malum gene sınavlar var pek düşünmüyorum.
Ama kararlıyım olacak inş. :) er ya da geç...
Bir de izlemeye başladığım kore dizileri var.Ne güzeller hayatları ne eğlenceli.Aynı bizim yeilçam:) şimdilerde nerde öyle filmler.Her film ya da dizimizde kim, nerde, ne oluyor belli değil.
İzlemek demişken aklıma geldi:geçenlerde Pers Prensi'ni izledim bence güzeldi.Anlık filmleri seviyorum an bütün hayatını değiştiriyor insanın.Niyeyse bi türlü farkında değiliz.Kelebek etkisi de anlıktı.Severim zat-ı alilerini:)
Evet başa dönelim konu çok dağıldı.Belki kumlarda dolaşamıyorum amma bende nette dolaşırım, hatta yetmez denizlere atılır gibi sörf yaparım :P
Saçmalama vakti mazur gör günlük, gece ya:)) haydin iyilikle vesselam...

29 Kas 2010

Çoklaşmak, yoklaşmak...


Belki çok şeyim.

Belki de çok şeylikten bir cümleyim.Ya da bir zerreyim.

Ne olduğumu bilmesem de çok olmak için fırsatımın olması bana ikram edilmiş en büyük nimetlerden değil mi?

Evet çok olmak istiyorum.

Alemde çok olmak.Bu fırsatı değerlendirmek istiyorum.Bir bitki , bir hayvan bir eşya olmadığım belki de melek olmadığım için çok olmak istiyorum.Ve çokça şükür ediyor, etmek istiyorum.

Yükselişimi görmek çok olmak istiyorum.

Herkesin çoklaşmasını istiyorum.

En güzeli için çoklaşmasını.

Çok olmak ve yok olmak istiyorum çokluğun içinde.

Kaybolmak istiyorum benden ötelerde.

Yaratılmışım madem çoklaşmalıyım.Nefsim var ama onu Yaratan da var korkmuyorum.

Gönlüm rahat.

Bekliyorum.Yapmak istediklerim için, nasiplenmek için bekliyorum...

Çünkü inançlı ve umutluyum...

Herkesin umutlanması dileğiyle.İnananlar umutlu olur unutmayın:))

21 Kas 2010

Bayram



Bu şehri sevmeyeni anlayamıyorum.Tıpkı çikolatayı sevmeyeni anlayamadığım gibi:)
Bazı şeyler özeldir İstanbul gibi Kız Kulesi gibi.Bu özeli yaşamak bayramın 4. gününe nasipmiş. Bir dolansak mı dedik ve koyulduk yollara.Önce Kız Kulesi yaptık.Çok esrarengizdi.Ne için yapılmış kim bilir? Bir sürü söylenti var sonuçta.Ancak orada olmak çok keyifliydi.Bir de kuleden gölgeyi görünce dayanamadım bu fotoğrafı çektim:) Geri döndüğümüzde daha gün çok ilerlemediği için bir de Ortaköy'e geçelim dedik.Bayramı bayram ettik arkadaşlarla...Eve geldiğimizde izlemeyen yakınımla daha önce izlemiş olduğum Alacakaranlık'ı izledim.
Bayramda çocuklara şeker hamurundan rengarenk çiçekli kurabiyeler yapmıştım onlardan ikram ettim çocuklara.
Misafirler, gelmeler, gitmeler, etler:)) Güzel bir bayramı daha geride bıraktık.Ve burdan kutlamakta geciktik inş. güzel geçmiştir herkesin bayramı.Çok şükür benimki öyleydi.
Ve blog kurma fikrim vardı ya adamakıllı bir şey.Ona isim aradım durdum daha bulamadım bir şey.Bakalım bulduğumuzda inşaat temelleri atarız inş.
Hmm bir de son zamanlarda taktığım bir şarkı var B.o.B. ft. Hayley williams_Airplanes şu an bile o var kulağımda.Sanırım uçma aşkı geldi gizliden gizliye.Şarkılar , kuleler:)) Neyse benden bu postu okuyanlara gelsin.Güzel şarkı yüksekleri sevenlere:)

6 Kas 2010

PRESTİJ

Son günlerde izlediğim en iyi film.
Filmin sonunda şaşırmayı isteyenlere bire bir.
Biraz kafa karışıklığı , bilim kurgu sevenler için ideal.
Sonunda 2 defa şaşırdım.Aslında buraya konuyu yazarım ;ancak ben ne filmin ne de kitabın sonunu öğrenince devam edebiliyorum ve söyleyenlere çok kızıyorum.Hep gerçekçilik beklemeyenler 2006 yapımı bu filmi izleyin derim.Güzel bir şey yedikten sonra ağzınızda hoş tadı olur, kitaplarında bitince hoş bir lezzeti vardır, bazı filmlerinde öyle... Bu film de öyle işte.
İyi seyirler:)

1 Kas 2010

KONYA gezisinden alıntılar











Son zamanlarda hep gezilerimi bir günlük yapar oldum.Şehri bir gün doya doya dolaşıyor sonra eve dönüyorum nasip böyle ilerliyor .

Haftasonu durağım Konya idi.İlk kez gittim.Pek düzgün güzel bir şehirmiş.hayalimdeki Konya daha gelişmemişti görünce baya beğendim.

Mevlana Hz'nin türbesine gittik.Oradaki müzeyi gördüm.Mutfak kısmı , avlusu hepsi tarih doluydu.Mutfak kısmına bir sürü imtihandan sonra alınırmış insanlar.Aklıma "Aşk"taki acemi çırak geldi:) Daha doğrusu Konya'da aklıma öyle çok kişi öyle çok olay geldi ki!

Bir zamanlar orada yaşamayı düşündüğüm şehir.Konyalı değilim yanlış anlaşılmasın:))

Gidenlere ne mi önerilir?

Kesinlikle Mevlana'nın türbesini görün.Müze yapmışlar zaten içinde bir sürü eşyalar var.El yazmaları (tezhipleri yeni gibiydi), neyler, sakalı şerif , bir sürü eşya...

Fotoğraf çekmek yasak ancak ben gibi dayanamayanlar 1 2 çekiyo.

Rehbere Şems'in atıldığı kuyuyu sormuştum.Oraya da gittik.Şuan camii içinde türbesi var Şems'in.Kuyunun üzerine yapmışlar.

Alaaddin tepesi diye bir yer var.En yüksek yermiş.Aşağı kısımında bir müze çok güzel taş oyması kapısı olan bir müze.Zamanında hadis ilmi öğretilmek amacıyla yapılmış.Ortasında havuz var şimdilerde eski oymalı taşlar.heykeller, oyma kapılar var.

Kültür merkezinin yakınında bir şehitlik var.Hemen ön tarafında Türklerin eski bayrakları var.Şehitlik müzesinin içindeyse çok güzel minyatür bebeklerden savaş anlatılmış.Resmen köy kurulmuş.Gelin alayı bile var üstte resimde olan.

Kültür merkezi de çok hoştu.İçinde sema gösterisi izledik.Işıklandırmalar yer çok güzeldi.Sema zaten harikaydı ney sesleri de öyle.Bir de sonunda Kuran ziyafeti vardı işte en muhteşemi oydu. Fecr suresinin son ayetleri.Az buçuk arapçayla anlamaya çalıştım.Ve gerçekten çok güzeldi.

İnsanın dünyadan kopası geliyor ya bazen o kültür merlezindeki durum öyleydi sanki.

Çok güzel bir Konya gezisiydi çok şükür.

Gördüğüm aklımda kalan yerler böyleydi.Hmm bir de aç kalmanızı istemem bir etli pide yemişim ki sormayın aç kalmamak isteyenlere ve vejetaryan olmayanlara önerilir Havzan etliekmek:))



27 Eki 2010

Portekiz yemeğiymiş...


Pierre ... yemeğin adını tam hatırlamıyorum.
Aylar evvel Martha Stewart'ta görmüştüm tarifini, bir anda aklıma düşüverdi.Bir becerikliliğim tuttu ki :) başladım yapmaya.Malzemeleri tam hatırlamıyordum aradan uzun vakit geçtiği için ;ancak fena bir şey çıkmadı ortaya.Evdekiler beğendi. Bana biraz erişteyi anımsattı patetesli hali gibiydi eriştenin.
Böyle işte...
Yani bu günlerde içime Derya Baykal'ın ruhu kaçmış gibi.Eski eşyaları yeniliyor böyle yemeklerle uğraşıyorum.Evden hergün çıkmaya bıkmışken şimdi evde durmaya sıkılır oldum.
İnsanoğlu ne nankör değil mi? Öyle de olmuyor böyle de.Hiç bir şeyden memnun olamıyoruz.
Bakalım gelecek günler ne gösterecek şimdilik evdeyiz.Kasım sonrasını bekliyorum...
Kasım ne güzel bir ay...
Biliyorum parçası ve bütünüyle anlamsız bir yazı ama günlük işte:)
Hiç Funda Arar şarkısının bu kadar güzel geleceği aklıma gelmezdi.Ağlayasım var sanırım...
Hayırla...

21 Eki 2010

Benim gündemim (her telden)

Hangi kanalı açsam gündem diye tutturmuş vaziyette.
Bende kendi gündemimden pay biçtim yazayım diye.
Tabi olağan gündemle başlamalı sonrası Allah ne verdiyse:)
Anlamıyorum bu başörtüsü mevzusunu neden bu kadar büyütüyorlar?
Korkuları ne? Ya da hangi hayal ürünü korkuları?
Birilerinin uydurmasyon senaryoları sebebiyle başkalarının gerçekleri mahvoluyor haberleri yok!
Aslında var haberler, ;ancak bencillik işte!
Bari bana dokunmayan yılan bin yaşasın modunda olsaydınız da rahat rahat çözülseydi şu sıkıntılar.Bırakın millet ne giyerse giysin.,.
Moda olarak başörtüsü olsaydı binbir takdirle sokarlardı içeri. Neyse ya gündemden baya etkilenmişim inş. hayırlı olur...
Aylardır bitmesini istediğim dershaneden yarın kurtuluyorum.Nedense mutlu ama garibim.Her girdiğim ortamda oranın en az yarısıyla ayrıldığımda görüşürken buradan tek görüşeceğim 2 kişi:)) bu benim geçimsiz illet biri olduğumu göstermez sadece biz farklı dünyaların insanlarıyız:)))
gene de bittiğine seviniyorum sanırım:)
Resimden de anlaşılacağı üzre gribm sonbahar bekletmedi acı yüzünü..
Görüşmeyeli ya film izledim ya nette fotoğraf baktım.
Çok hoş fotolar var.Bir de tezhipler tabi :)) inş. sınav sonrası devam diyorum.
Burayı kapatırım sanırım dükkan kapalı misali:) şimdilik öyle düşünüyorum yani adamakılllı bi blog açmayı böyle geyikler yapmamayı falan...
Ve izlediklerim:
Aşkın son mevsimi:Tolstoyun hayatı diye izlemeye başladım yanındaki çaylak yardımcının aşk hayatı çıktı.Beklediğimin aksine bi filmdi.İtiraflarımı okuduğumda seneler evvel çok etkilenmiştim.Filmde hiç etki yoktu.Tek doğru yapılmış olan :James Mcavoy'un gerçekten de yüzünün geçmişe yakışması.İzlemeye değmez izlemiş bulundum atlaya atlaya...
Erefpaşalılar: Bu film ne övülmüştü.Beğendim mi? Malesef hayır:( Çok aile tadında konusu çok basit çekimleri tv dizisi gibiydi. Bu da merak ettiklerimdendi.
Çok film hareketler bunlar:
Bildiğimiz güzel hareketlerin aynısı tek fark mekanlar değişik.Çocuklara olumsuz davranış bol.Yeğenimin ısrarıyla açtım baktım olacak gibi değil izin vermedim ben izledim:) kötü teyzeyim biliyorum ama o yanlışı doğruyuı seçemez!
NOT seni seviyorum:
Her yerde karşıma çıkan film.Hiç merak etmediklerimdendi.Tw'de tanışma sahnelerini gördüm izleyeyim bari dedim.Ertesi günlerde izledim meğer asıl ana sahneden girmişim konuya ben :))
Ve çok okumak istediğim kitap: Mümin Sekman Limitsizsiniz
Her yerde karşıma çıkanlardan bir taneside bu kitap.İnsanları ne denli değiştirdiği ne kadar etkili olduğu yazıyordu.Çok merak ettim ve aylar sonra okudum.Sonuç:Anladım ki bir şeyi çok beklememeli.Filmde kitapta ya da herhangi şeyde gözümde büyüyor büyüyor sonra beğenmiyorum.Beni etkilemedi.Kişisel gelişim okuyacaklara Muhammed Bozdağ "Düşün ve başar" daha etkili kanımca, derim...
Hayırlı günler herkese...

12 Eki 2010

HİÇLİK


Hiç bir şey hiç değil!
Öyle görünse de
Her şeyin bir sebebinin olması ne ala bir durum
Hiç! Bir sürü şeyin yanında hiçken bir dolu şeyin içinde çok şey olmak
Hiçlikte kendi içinde ne çok şey barındırıyor
İnsan hiç oldukça çok şeyleşiyor!
Eğildikçe yükseliyor aslında ;ancak doğru şeylerin karşısında eğildikçe!
Sadeleştikçe çoğalıyor gönül , akıl...
Sadeleştikçe daha keskinleşiyor varılması gereken her şey.
Gönül hiç üzere olunca kalp daha bir algılıyor asıl amacı
Hiç dolduruyor benlikleri benlik kalmıyor
Hele o kendimizi kaf dağının ardında gördüğümüz tavırları tanımıyor bile
Anımsayamıyor hiçlik kötü duyguları
Tek derdi kötüleri seçemiyor hiçlikten
Olsun...
O da korunuyor ister istemez
Kötülük ona ulaşamıyor ortağı olmadığı için kişinin nefsinde
Öyle geçiyor hiçli ama çok şeyli günler!
Bu ne mi? Farid Farjad'dan Hiç'i dinlerken anlık hiçliklerim...
Malesef ki kalıcı değiller hepsi misafir bu bünyede.

5 Eki 2010

Avrupa'da yürü Asya'da adımların olsun:)


Haberlerde gördüğüm ve Eminönü'nde şansa denk geldiğim olay.Avrupa'da yürü Asya'da adımların olsun ya da tam tersi benim tabirimle:)

Unutmadan bunu da diyeyim dedim.Farklı bir olay.Kendi çalan piyano misali.İnsanlar ne farklı düşünüyor...Yokken var olmak gibi.

İki tarafta da adımlarının olması çok gizemli:)) ve çektiğim foto.Ve oynayan gençlik.


1001 İCAT SERGİSi




İlk harita


(filli saat)




Dün uğradığım ve içindeki hayret edici bilgilere şaşırdığım insanı mutlu eden bir sergi.

İstanbul'da olanların gitmesi gereken bir sergi bence.Özellikle öğrencileri heveslendirmek adına muhteşem.Çoğu kişi içinde gerçek eşyalar bulunmadığı için beğenmese de bence emek vardı ve bir şeyler öğrenmek adına muhteşemdi.

İslam medeniyetinde bilim ve teknolojinin 7 ile 17. yüzyıl arasındaki 1000 yıllık gelişmeleri aktaran uluslararası sergi Londra'dan sonra İsatnbul Sultanahmet'te.

Bu arada bu gelişmerde bayanları da görmek beni çok mutlu etti:)

28 Eyl 2010

OYUNCAK HİKAYESİ



Kaç gündür pek bir yoğunum.

Sonbaharın verdiği iş güç vs.

Bu ara vaktimin büyük hazinesi yollarda geçti.İnsan yalnız kalınca yollarda yapacağı şeyler belli.Müzik dinle, kitap oku, etrafı seyreyle.Yolda aşırı ses açıp dinleyenlerden değilim zaten ,kullağına taktığında kulaklığı dünyadan bağlarını koparanlara da sinir olmuyor değilim.Herkes sağır modunda geziyor çünkü.Adama önemli bir şey dicek olsan avazın çıktığı kadar bağarman gerek bu da yolda sesim kaç oktav denemesi yapmaya benziyor ki gören "delidir ne yapsa yeridir" diyerekten hiç tınlamıyor.Diyeceğin adam dahil.

Oku oku oku bi yere kadar konsantre olunuyor.En çok yaptığım test çözmek zaten.Bazen kafa kalmıyor test mi beni çözüyor ben mi onu karışıyor durum.Kitap okuma kısmıysa tam heyecanlı kısma geliyorum hoop vakit bitti.Konu dağılıyor tekrar başa sar.Gene de yollardaki en ideal tercihim.İett'de eğer oturmaya yer bulursanız süper gidiyor:)

Ve üçüncü tercih:Etrafı seyr eylemek.Her zaman geçtiğim yollar olsa dahi boş gözlerle izlerim.Aslında o dışarıyı seyr eylemek gibi görünse de içindeki olup biteni eylemektir.Her şey gelir aklına:geçtiklerin,geçirdiklerin,geldiklerin,gelecek(lerin), tercihlerin, demediklerin, hüzünkerin, sinirlerin, mutlulukların, huzurların bir çok şey gelir...

Ve bugün üçüncü tercihimi kullanırken karşıdan gelen pembe başlı kamyon beni çocukluğuma döndürdü.Tıpkı küçük oyuncak kamyonlar gibiydi içinde kim bilir ne acayip şeyler taşıyan, dışı pamuk şekeri kıvamında kamyon.O "Al yazmalım, şöförsem günahım ne?,Beni de vur gülüm" nidalarıyla giden kamyonlardandı.Ama benim için sevimli kibar insanCIKların bulunduğu oyuncak kamyondu bir ara.Biz de oyuncak gibiydik.Onlar kadar temiz değildik!Onlar kadar içi dışı bir, onlar kadar kazasız belasız değildik! Gene de oyuncaklar gibiydik.Boş şeylerin etrafında dolaşan oyuncak insanlardık.Oyuncak hayatı ve oyunlar yaşıyorduk.

Tıpkı Kuran'da da dendiği gibi dünya hayatı oyun ve eğlencedir.Çokça düşünmeli aslında.Böyle işte günlerim geçiyor oyuncak dünyasında.Gerçekleri yaşamak dileğiyle!

17 Eyl 2010

Öyle böyle sebepsiz serzenişlerim:

Ahmak insanlar yaşadıkça akıllıların kıymeti bilinmez ki.Bu yüzden kıymet beklemek imkansız! Beklemiyorum.


Gece seni ne çok seviyorum bir bilsen.Bilme ama istemem! Gecelerime gün doğmasın.Ben seni böyle sevdim karanlıklarınla.


Günübirlik hayatımın günü ikilik geçen zamanları var.Ve ben bu zamanlara kızgınım.Onlara inat artık sek sek oynuyorum hayatta!

16 Eyl 2010

ANKARA


Senelerdir gitmediğim Ankara'ya günübirlik gidişim.
Ya Hu nasipte olunca birden hiç aklında yokken bir şeyler yapıyorsun.Aklımda yokken birden gitmek zorunda kaldım.Küçüklüğümde gitmiştim.
Ve izlenimler:
Saat gece 02.00 civarı ben İst Otogarda beklemekteyim.Buraya nasıl vardım bilmiyorum.Adamlar asker uğurluyor ben kendimi savaşın ortasında kalmış Filistinli gibi hissettim.Silahlar , bağıranlar, çağıranlar, ağlayanlar, ayakları hariç tüm vücudu arabanın dışında olanlar,askere gidiyor diye omuzlardan havaya uçanlar( ve düşünsenize bir anda bıraktıklarını:)) ),ters yönde konvoy yapanlar, yerlerdeki insan çöpleri (hangi yaratık bu kadar katleder dünyayı?) her türlü karışıklık... Gerçekten garip bir bekleyişti.Geceyi garajda geçiren kişileride gördüm, annesi ağlamasın diye soğuk davrananı da, sevdğini uğurlayanı da gördüm, sevinçten mutlu olanı da... Bir kaç saat ömrüme bir sürü şey kattı.
Ama üzüldüm insanlar çok çığırından çıkmış.
Hasılı bindik bir alamete kıvamında yola başladık.Ve Ankaradaydım taşı toprağı altın olmayan memlekette.
Ülke orada var desek yeridir/miş...Her yer bakanlık, başkanlık,komutanlık vs.vs.
Ama pek bir düzenli geldi gözüme.Birkaç saate sığdırmak zorundaydım başladım Kızılay,Sakarya,Emek,Aştı,Bilkent ve bir kaç yeri daha dolanmaya.
Normalde İstanbul dışına çıktığımda hep bir eksiklik hissederim buradaki eksiklik daha bir azdı.
Benziyordu Ankara İstanbuluma biraz yoğundu bazı yerleri.
Fakat ne gariptir ki Ankara insanı soğuk geldi, İstanbul'da ocu bucu şucu diye bilinse de insanlar hep el ele gönül gönüle daha saygılı.Ankaradaysa daha bir kırmızı çizgiler var insanlarda.Daha bir fişlenmiş hissettim kendimi (hoş anayasa kabul edildi fişleme kalktı ama:) )
Bilmiyorum düzenini sevsemde İstanbulum gibisi yok.İnsanların ayrım yapmadığı, biçimlense de tıpkı yapboz gibi birbirlerini bütünlediği bir şehir İstanbul.
Son olarak otobüsle geldim ( metroyla).Filmler berbattı.Hmmm bir de milletimizin aç gözlü insanları hafıza kartlarını yürütmüş filmlerden o daha da berbattı! Bu kadarına da pes dedim.


"Biz her şeye esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan hep esirgeyen ve hep bağışlayan
Rabb'in adıyla başlayan adamlarız Anna!
Büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların,korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız bundan ..." der ve devam eder Tarık Tufan.Hep diyesim gelir bu satırları okuduğumda "Ahh Anna ahh anlayamadın bir çok şeyi! Anna olmak meziyet ve eziyet arasında bir şey çünkü".


Ve başka satırlarında şöyle der Tarık:"Yatağıma uzanmış, kenarda üst üste duran kitaplara bakıyorum.Sayfalar boyunca sana ulaşmaya dair tek bir satıra rastlamadım..."

O satırlara çoğu kişi rastlamamıştır öyle değil mi? O satırları yakında bulmak büyük bir nimet uzakta olması ise zamanı var demek. Sanırım Tarık Tufan'a olan sempatim içten olması.Beni bana , seni sana, bizi bize hatırlatması...

Seviyorum bu adamı Allah mutluluğunu ve başarısını arttırsın ve daim etsin...
Sevdiğim kişilere ne güzel dualar ediyorum ne içten kendimi de sevsem mi acaba :))))

10 Eyl 2010

Mutlu bayramlar:)





Görüşmediklerimizle görüştüğümüz, sohbetlerimizin arasında tatlı muhabbetler barındırdığımız, büyüklerimizin gönlünü alıp hal hatır sorduğumuz, küçükleri sevinç bombardımanına (şeker ve para alma törenleri) tuttuğumuz, eskileri andığımız , yenileri yaşattığımız, tatlının her halini yaşadığımız,Yaradana daha fazla yanaştığımız bu muhteşem günler olmasaydı ne kötü olurdu...


Bizim için bir büyük ödül olan bayramların kıymetini, mutluluğunu, güzelliklerini yaşayabileceğimiz ve ikram edilen şekerler tadında bir bayram dileğiyle:)))


Bayramlarda en çok kıskandığım kişilikler çocuklar:küçüklük bayramlarım çok güzeldir.


El sürüp sürüp tüm sevgimi verdiğim kıyafetlerimle.

Abimin komşu zilleri çalıp, benim şeker toplayıp; bir avuç şekerden bir adet bırakıp, şekerlerimi gasp etmesiyle:)

Annemin sakladığı çikolataları gizli gizli aşırmamızla

Tüm harçlıkları abim Osmanlı bankasına ver faiziyle alırsın diye elimden almasıyla ve geri alamamamla (o zamanlardan anlamıştım faiz kötü bi şeydi :) )

Mahallenin çoluk çocuğuyla "senin kaç paran var?" deyip hava atmamızla

Güzeldi benim bayramlarım...

Hala güzel çok şükür;ancak eskisi gibi sadece bayram tasası taşımıyor ruhum bin parçaya bölünüyor.Bir an mutlu olsam da bayramlar her an değişiyor büyüyünce ve fark ediyorum ki artık zaman ne çok şey kazandırıyor insana...

Seviyorum bayramları her şeyiyle gene de...

Referandumuyla:), gürültüsüyle , şeker ve çikolatalarıyla:)) vs.'siyle...

6 Eyl 2010





Ve sonbahar...

İlkini ve sonunu severim baharın,yazı da severim, kışı da.Biliyorum geriye bir şey kalmadı ;ama kalması şart mı? Hepsi birden sevilmez mi?

Ve sonbahar...

Mis gibi esen rüzgar, biraz soğuk belki biraz yağmur.

Ve o çok sevdiğim eskise bile dinlemekten keyf aldığım şarkı "İstanbul'da sonbahar" en sevdiğim kısmı şarkının: bir yerde istanbul'da sonbahar dedikten sonra dıp tıss sesleri kalması sadece sonra şarkıya devam etmesi...

Sonbahar
Hafif üşümeye başlarsın alırsın battaniyeni üşümene inat ısınmak için bir de kahve yapmışsan en sıcağından (ben pek sıcak içmem asklında:) ) derin derin dalmışsan sonbaharın sakin serüvenine senden iyisi var mı?
Sonbahar sanki huzur...
Hep eskime mevsimi gibi görünse de bence aslında yenilenme mevsimidir sonbahar.Arınırsın tüm yıpranmış yapraklarından.Bırakırsın rüzgara kendini derinlemesine işler rüzgar ruhuna.
Hep başlangıçlar mevsimidir sonbahar.Tatil sonrası düzene giren hayatların, okulların, kursların, işlerin, yeni tanışmaların, yeni dostlukların, yeni hayallerin, yeni adımların başlangıcıdır sonbahar.
Sinesinde güzel şeyler barındıranlar için bir umut, depresyona meraklı bünyeler için derin bir kuyunun başlangıcı gibidir.
Böyle değişik bir şeydir sonbahar...

Herkesin yeniliklerinin güzel ve hayırlı olması dileğiyle:)))

NOT:Ben hayırlı dediğimde neden hep farklı algılanıyor? Sadece belli işlerde hayr olmaz her şey de olabilir ve en güzeli hayr olunca olur biline :)





4 Eyl 2010

Kelebek









Zaman ne kıymetli değer.


İçinde olduğumuz ancak anlama kabiliyetinde olamadığımız şey.


İki gündür ağrılarım vardı.


Hiç de kolay olmayan ağrılar...


Hayatımın umursanmazlıklarını uyuşturmak adına yaptığım şeylere benziyordu ağrı kesiciler.


Ölümü hatırladım tekrar takrar.


Yakınlarda kaybettiğimiz bir ablanın babasını.Ve ölümün böylesine güzel halleri de var dedim.


Ve kelebekleri hatırladım kısa ömürlü olsalar da güzel olmalarını.


Asıl olan bu değil mi?


Bilmiyorum hatırladım düşündüm düşündüm...


Dersten kafamı kaldıramazken ağrılar ne çok şey düşündürttü.


Herşeyin ne boş olduğunu ne çok boşluklarda dolaştığımı düşündürdü.


Kelebek etkisini düşündürdü hayatımdaki hallerini.


Düşündüm düşündüm sonunda güzele vardım ya en mükemmeli oydu.


Hiç bir şey boş değildi,


o ağrılar :günahların affı için sebep inş.


Kelebek etkileri:akıllıca vermem gereken kararlar


ölüm:kişiye göre değişen şey


zaman:değeri bilinesi şey- gene kelebekle alakalı-


Boşluklar:hayatımda hep olacak şeyler ama doldurulası hallerinin hayırlı olması temennim


Bu yazı:öylesine yazılmış iç düşünce


Sonuç:bilinmez bir alemde bilinenleri yaşıyorum ve hayırlısını Hakk'tan diliyorum




22 Ağu 2010


Şimdi film izlemeyi neden bu kadar çok seviyorum daha iyi anladım.
Farklı hayatlar çok eğlenceli oluyor.Herkesin her şeyinin farklı olması ve bunları fark etmek çok eğlenceli.
Bir iftar davetine gitmeyerek kendimi çalışmaya adamıştım ki son anda vazgeçtim.
Açtım pc'yi başka hayatları tanımaya koyuldum.
blog blog üstüne blog dünya üstüne:))diye başladım dolanmaya.
Derken bir film izlemeli dedim.Faceyi şöyle bir adım attım ki en çok izlenen filmlerden birini izleyeyim.
Ve başladım izlemeye...
Gayet eğlenceli oluyormuş.
Filme gelince bilindik filmlerden biri tanıtmaya bile luzum yok.
Filmden aklıma takılanlar:
Telefon kulübelerini her daim sevdim acaba nasıl aranabilir bu kulübeler? Arama olasılığı var mı?
Sevdiğim ya da sevmediğim şeyleri filmdeki gibi sıraya dizmeye kalksam sanırım bitmez.Bir şey daha sevdiklerimle sevmediklerim arasında sadece bir sınır var her an o çitten birbirlerinin hesabına geçebilirler.
Film izlerken çikolataya doyum olmuyor bim'in uydurmasyon çikolatası bile olsa ve ben bunu yeğenimin zulasından yürütmüş olsam da:))
Şuan "Regina spektor ne me quitte pas" dinliyorum ve işin garip kısmı bunu da bir blogtan dinliyorum:) sanırım filmlerle insanları seviyorum.
Farklı hayatlar ,fikirler, sevilenler, sevilmeyenler, insanlar bana eğlenceli geliyor.
Filmler de...
Bir sürü şeyi fark edebildiğim için mutluyum...
Ve çok şükür diyorum.

16 Ağu 2010

Yükseklik korkusu

+
3
İncirli köprüsünün altında hafif bir eğim vardır , birden kayıyormuş hissine kapılırsınız altından geçerken (o taraflarda olanlar bilir İst Avrupa kısmı)
Benim çok hoşuma gider bu hafif eğim.Her gün oradan geçerken dikkat ediyorum çekilmez sıcak yolda hoş bir an olsun diye.
Ne gariptir ki her türlü yükseklik olayına alışmış eğlence diye vazgeçemeyen en yakın arkadaşım bu hafif eğime sinir olur. İçi geçer bir çoğunun eğimden. Oysa ben gondoldan pek hazzetmeyen , üst geçitlerden aşağı arabalara bakınca bir tuhaf olan, en yüksek eğlenceli olayım atlantisteki kule olan daha fazlasına erişemeyen biriyim. Ama yükseklik garip bir olay benim için bilhassa açıkhava yüksekliği.
Bazen pek bir korkak oluyorum bu konuda bazen pek umursamaz.
Yükseklik korkum var mı yok mu bilemiyorum ;ama içim bir tuhaf olduğu, oradan bakınca beynim düşücekmiş gibi hissettiğim, aşağı inen bir olayda içimin geçtiği doğru. Bu benim korkum mu acep? Korkmasam da keyf alamam gibi geliyor.
Ben gene ara ara düzenimi bozayım köprü altı eğimi dışında :)))

14 Ağu 2010


Her şey bir noktadan başlamaz mı?
Önce nokta sonra birleşir bir çizgi sonra şekil, koca koca yaratılmışlar ,düşünceler , kelimeler, alem ...(sonsuzluk)
Hepsi noktayla alakalı değil mi?
Birleşmişlerin en küçüğü nokta.
Ne hoş şey bu nokta.
Neleri birleştimedi ki?
Hepimiz noktayız şu alemde, herşey bir nokta.
Varlık nokta yokluk nokta
Hepsi geçiyor bir solukta :))
uymadıysa idare edin artık bu noktalı ünlem halimle bu kadar (noktasız ünlem de varmış gibi:))

10 Ağu 2010


Ve geldi gene gözümüz yollarda kalmıştı.
Ne vakit geleceğini bilsek de her seferinde merakla bekler olduk yollarını.
Bu sene başka bir vakitte geldin.
Kıymet bilenlerin daha çok bildiği , bilmeyenlerinse daha çok vazgeçtiği günlerde.
11 ayda güzeldir ama senin yerin ayrıdır inananlarca.
Yaşayanlar için çok farklıdır yerin.
Şehir bile senin için süslenir, kuruluverir mahyaları.
Sofralar daha bir özenlidir rıza için sabredenlere özel.
Edilen dualar daha kıymetli olur seninle.
Ya durulan namazlar, teravih
Herşey ayrıdır yaşayan için seni.
Her nimetin kıymetini bilmek ayrıdır seni tanıyanlara.
Hoş geldin ey sevgili ramazan!
Hayırla geçireceğimiz ramazanlardan olman duası ile...

8 Ağu 2010



Yorgun bir günün ardından -o gün gene pazar-
Ve gördüğüm bi yerden ,aklımda kalan hoş satırlar

Esrarını dil zaman zaman söyler imiş
Aşk ehli olup da ,mihnet-i cihana
Ben sabr ederim diyen yalan söyler imiş...


Şimdilerde anlamı:
Gönül senin sırlarını zaman zaman söylermiş
Gam,dert, tasa vaktinde destan söylermiş
Aşık olup da ayrılık derdine,kederine,belasına
"Ben sabrederim" diyen yalan söylermiş...
Haleti

4 Ağu 2010

Hayalim de ki zaman


Hayalimde ki mekan buralar gene, zamansa çoktan tüketilmiş durumda
Biliyorum hep tarihi güzel yönleriyle görüyoruz
Biliyorum o zamanda insanlar hep çalışırdı
Biliyorum ne ısınmak için kombi ne çamaşır için makinesi ne sıcak su ne internet ne o ne bu vardı
Biliyorum zengin zevk sefa içinde fakirse son derece fakirdi
Biliyorum kadınlara fazla değer verilmezdi 4 hatun bir adamın eşi olurdu
Biliyorum kadınlar hep geri planda kalırdı
Biliyorum gezmek çok zordu
Biliyorum biliyorum biliyorum
Şunları da biliyorum:
Tarihin kötü yönleri var.Şimdilerde ise hem tarihin hem insanların en kötüsü var.
Şimdi insanlar gene çalışıyor.Fark şu eskiler kafalarını yatağa koyduklarında ya da dışarıda dolandıklarında huzur bulurken şimdilerde huzur huzursuzlukla çarpım halinde her halukarda negatif yani.
Evet elektronik eşyalar yoktu ancak eşyalara hizmet edene de yoktu, sadece adamlar kendilerine yetecekle meşguldü.
Zengin fakir ayrımı her dem var.Belki şuan uçurum yok ancak insanlar şimdilerde her şeyi kılık kıyafet,marka,iş güç,makam mevki hastalığı olarak görüyor.
O zaman en azından 4 kadının bir eşi olurdu şimdilerde ne adamların eşi belli ne kadınların(!)
Şuan kadınlar pek bir ilerlemiş mi ki? Eskilerde belki kadınlar narin hatunlar olarak görülürdü. Şimdilerde adam eşitiz diye kadınla evde uzakdoğu spor müsameresi yapıyor kazanan ve dayak yiyen kadınlar,işe gidip ev işi yapan kadınlar vs...Bu mu kadının değeri???
Evet gezmek zordu.Ancak güzeldir diyorum bir çok şeyin tadı.
O zamanın ramazan gecelerinin , bayram günlerinin, düğünlerin tadı ayrıdır.
Şimdi eğlence için insanlar bir makine başında saatler harcıyor o zaman insan insanla vakit harcıyordu.Seviyorum o dönemleri,seviyorum divan şiirlerini, seviyorum yozlaşmamış aşklarını...
Biliyorum bu dönemde yaşamam hayırlı, gerekli diye Rabb bu döneme nasip eyledi beni.
Ancak merak işte.Her Topkapı sarayına gidişte bahçede koşmak istiyorum.
Seviyorum o dönemi o şahşahayı OSMANLI'yı...

31 Tem 2010

ALİCE HARİKALAR DİYARINDA



Bir kaç film izlememe rağmen bunun hakkında yazmayı uygun gördüm

İzleme fırsatını bugün bulduğum yeğenlerimle beraber seyre daldığım film

Çizgileri çok kaliteliydi

Çok emek olduğu belli

Konu olarak farklı bir şey beklememeli sonuçta Alice hala harikalar diyarını ziyaret ediyor:)

Oyuncular renkler muhteşemdi.

Çocukken Tim Burton'un Beter böceği'ni çok severdim -hatta yeğenlerime bile izlettim şimdilerde:)- bu film de o tatlarda.

Konuyu anlatamam merak eden izlesin.

Fakat şunu diyeyim çocuklar çok hoş algılıyor

Filmde geçen bir sahne var ufak kız "baba ben keçileri kaçırıyor muyum?" diyor, yeğenim bu deyimi bilmiyormuş meğer "o ne?" dedi, anlattım ve aradan zaman geçti.
"Ben kuzuları kaçırdım" dedi , güldüm. Ahh bu çocuklar!
Çocukça bakmak güzel , onlardan olmak güzel; bir çok kişi eleştirse de beni böyle olduğum için "sanırım bende kuzuları kaçırdım:))"

27 Tem 2010


Küçükken bir laf etmiştim hala ederim "herkes kendi penceresinin önü gibi görür dünyayı daha öteye geçmesi zordur"
Herkes kendi düşündüğü gibi bakar olaylara.Neydi o? hmm empati hep derler ya empati yapın.
İstesen de yapamazsın! Hep eksiklerde kalır o empati hep tamam olmaz.
Bugün bunu çok yaşadım:) ben gibi düşünmeyen bir sürü kişi vardı.
Anlamaya çalışmaktı elimden gelen herkes gibi.
Ama o pencere var ya; ne onlar beni anladı ne ben onları.
Tek tesellim en azından denedik, demek oldu.
Aslında en güzeli bu herkesin farklı düşünmesi farklı yaşaması.
Herkes aynı şeyi sevseydi sevilecek hep aynıları olurdu ,herkes aynı hayali kursaydı herkes yaşadığı için bir anlamı olmazdı, herkes aynı olsaydı yeni şeyleri öğrenmek ne mümkün , herkes aynı aynı aynı olsaydı çok sıkıcı tek bir düzeyde olurdu hayat.
Farklılıklardan ne çıkardığımız önemli sanırım.
Farklılıklar insanları değerli kılıyor bazen kızsamda.
Tam bir dengede yaratılan dünyada çok şanslıyım ,herkes gibi benden de bir tane var ve bana özel benim pencerem (dünyam) :))

26 Tem 2010

SENİ SEVİYORUM YAĞMUR...

Öyle çok istedim ki yağmurun yağmasını bugün.
Sanki toprak da ben gibi susamış sandım
sanki o da özlemiş tınısını yağmurun
İnsanların yozlaşmış, abartılmış bünyelerinden toprak da sıkılmış gibi hissettim
Belki yağmur yağınca dakikalarca olsa bile insanlar toplanırlar
Belki yağmurdan her şey rahatlar diye hissettim
Yağmur yağmadan önce "baba sence bugün yağmur yağar mı?" demiştim
Ve babamın "bilmem" sözcüğünün ardından başladı o güzelim damlalar
Bugün berattı bugün bu yağmurla daha güzel olduğunu hissettim
Önce uzattım kafamı balkondan damlalar bana çarparak düştü sonra izledim yağmurları
o damladı ya da ağladı ben izledim
Her damlada ayrı melek vardı
Ve her damlanın tek bir Hükümdarı vardı
Her şeyin tek Hükümdarı
Bugün berat bu damlalar gibi dökülseydi günahlar,kirler,paslar
Bugün berat uysaydı sözünde dursaydı yağmur gibi gönüller
Tek sahibinin derdine aşkına yansaydı
Bugün berat bir senelik yolların çizildiği muhteşem gün
Yağmur gibi şaşırmadan yollarında yürüseydi
Bugün berat
Yağmur, berat ve dua ne güzel üçlü yönelmeye hazır...
Hayırlı kandiller...












24 Tem 2010


Pek bir ehli keyfim...
Ya da aklı bir karış havada.Doğrusu bazen aklın bir karış havada olması iyidir.Daha net görünür hayat daha kuş misali bakışı atıverirsin dünyana.Bu da birçok şeyi anlamak için nimettir aslında!

23 Tem 2010

Geceleri seviyorum...
Sanırım yalnız kalmaya bahanem olduğu ve tek fırsatı bulduğum için.
Dinliyorum kendimi geceleri.
O beni dinliyor ben geceyi sanki.
Gün bazen zihnimde film fragmanları gibi dönüyor dönüyor süründürüyor kendini bazense umrumda değil hayat; dün,bugün,yarın,gün pek birşey ifade etmiyor...
Bugün de gecede yazıyorum gene.
Penceremin camını açtım hafif içeri girmeye çalışıyor rüzgar ama nafile sıcaklık müsade etmiyor.
Gece bile mesai yapıyor birçok yaratılmış...
Hep günlük denen şeyleri de gece yazardım hiç biri kalmadı hepsini ya yırttım ya yaktım.
Bu sayfa da öyle bir şey işte ;ama sonu ne zaman gelir bilmem.
Bildiğim şeylerden biri o kadar yapmak istediğim şey var ki!Hepsini sınav sonrasına bırakıyorum.Blogları yenilemek, bi sürü kitap okumak ,çokça film izlemek en önemlisi sorumluluktan kurtulmak bir müddet.
Bir de belki fotoğraf çekmek.Bu ara taktım çekilen fotoğraflara bakmaya.Haydarpaşa favorim:)) ancak saati de dahil olması.Belki gider orada poz da veririm :))
Böyle işte...
Herşey geçiyor hep umutlar değişiyor ama hep aynı dünya.
Gece sohbeti de iyi geldi:)) artık uyuyabilirim...

18 Tem 2010

,

Hem zehirdir zaman hem panzehir

Birden verdi de zehrini bitirdi sanırsın oysa daha vardır zulasında!

Bitmez öyle kolay kolay.Büyüdükçe çoğalır zehri ve ona inat panzehiri.

Bir dokundumu o yakar ta içeri nerede olduğunu bilemeyecek kadar içeri, o kadar içeri ki sana aitmi değilmi şaşırırsın bazen.O sızlayan yeri ara ara hissedersin.Zehrin dokunup yıprattığı mekan orasıdır çünkü.Sindire sindire kana karışır.Bir yerdeki hüzne bütün bir bünye alışır.

"Varmı benden bedbin?"dersin sesli sessiz yüreğine.

Ama boştur bu serzenişler.Gene o zehrin şifası zamanla kendini gösterir.

Ve hiç birşey kalmaz sonunda.

Az bir sızı diğer sızılar geldiğinde hatırlanılan.

Eğer ki şanslıysan o sızıda geçiçidir.

Şanslı olmak sızının geçiş müddetiyle alakalı değildir ama.

Nasiple alakalıdır.Sığınmayla dosttur, yakarışla kuvvetlendirir kendini.

Bu zehir ve panzehir olacaktır elbet. Kuvvetlenmek için dostu bulmak için...

Tek sığınılacak olana kavuşmak için şarttır zehir ve panzehirin iş birliği.

Ve sonunda o nasipli kısım kavuşur, yerine yurduna...

Kavuşmak ümidiyle...

14 Tem 2010

Art arda izlediğim filmler


UZAK İHTİMAL

Tarık Tufan'ı severim, çok zaman önce aklımdaydı bu film unutmuşum film unutulan yere geri dönünce izleyiverdim.

Film Fransız filmleri gibi, hani şu sanki amatör kamerayla çekilmiş kavgaları bile sakin olan filmler gibi.

Bir müzezzinimiz var görev için İstanbul'a gelen yan komşusu Hristiyan bir kız.

Öyle böyle derken kızı çok merak ediyor.

Adam çok iyi niyetli biri ama iyi niyet yetmiyor her şeye.

Kıza açılamıyor kızda ona açılamıyor bir türlü.

Kız rahibe olmaya kararlı.Bu konuya hakim bir film.

Ben yarım kalan filmleri kitapları sevmem...

Benim filmlerinde bitiş sahneleri tam olmalı.

Hüzünse tam yaşanmalı ,mutluluksa doyasıya hissedilmeli.

Kısacıktan olunca anlayamıyorum :)

Tamam belki sonu var bunun ama işlenişi çok üstünkörü filmin .

Yalnız verdiği birçok mesaj var alabilene.

Fransız filmleri sevenlere, farklı bir hayat portresi izleyelim diyenlere önerilir.

Hatta "aman aç izle bir film sevsende sevmsende" derim...:))

Art arda izlediğim filmler







BÜŞRA

Film çıkmadan reklamlarını boy boy gördüğümüz belki farklı noktalara değinir dediğimiz bir film.

Filme prim vermemek adına gitmediğim bir film:)

Reklamlarından sebep önyargıyla izlemeye koyulduğum film

Ne idiğü belirsiz (TDK'da böyle bir söylem yok sanırım :) ) bir film

Yani doğrularda var yanlışlarda

Zoraki örtünmek gibi bir izlenimi de var inanç izlenimi de bilmiyorum

Şimdi neden tutmadığını anlıyorum kötü

Bir de son sahne var ki gündüz bile insanın tırsarak geçtiği in cin vesair olan park
-Maçka parkı ya da sanat parkı gibi bir şeydi - "o parkta gece gece ne işiniz var ey aklı selim insanlar" diyesi geliyor insanın ,tabi yaralanırsın..
Yani öyle basitleştiriyorlar ki şu başörtüsü olayını gel de anlamaya çalış...

Böyle bir film işte içki delisi bir adamın normal örtülü bir kızla hikayesi...

Ehh film işte...






8 Tem 2010




Bu gece kavuşmaktır en gerçeğiyle...
Kabul etmektir varlığı ve yokluğuyla.
Aklın şaşırıp kaldığı kalbin sıkı sıkı sardığı bir miraçtır.
Şu ana kadar olmuş ve olacakların en kıymetlisidir.
Maddeten ulaşılması mümkün olmayan bir olaydır ;ancak manen belki nasip dediğimiz...
Düşününce kulu sevmek büyük bir hadisedir ya O'nu yoktan var edeni sevmek?
Bu aşkı anlamak kolay değildir ;ancak azında tadı vardır ya düşünmek , hissetmek için.
Kalbi Rabb'le dolan belki çok farklı anlatır hislerini ya da anlatamaz nasıl anlatsın?
Anlamak için yaşamak gerekir elbet yaşamak içinse hakiki kul olmak gerekir.
Kim bilir nasıl bir duygudur o hakiki kulluk aşkı!
Bu gece büyük bir ödül gecesidir belki de kullarının kulluklarını anlama gecesi...
Miraç kandilimiz mübarek olsun...
O aşka erişmek duası ile...


2 Tem 2010

BAŞ NOT:Günün giriş gelime sonuç halleri ve düşündük, düşünmedik, yaptık ,yapmadıklarım





Moralim 0 ( bu nasıl sıfır :) )

Gün boyunca karar almıştım:Bugün ders çalışmayacağım, kendimi tatile vereceğim...

Yaptım yaptım.Kendimi tezhipe verdim.

Arkadaşımın izlediği o tv dizilerinden birini açtım "Gönülçelen" tezhip çalışırken pek bir güzel gidiyordu.İzlemekten ziyade dinliyordum.Sanki eski Türk filmleri kıvamında.Eski filmlerdeki saflık vardı.

Sonra o kötü an geldi.Yazının lekesini silcem diye kağıdı yırttım:( o kadar emek!

İlk fiyaskoyu verdim...

O sinirle topladım fırçaları ,eskizleri,yaptığım çalışmayı...

Moral bozukluğuyla evde deneme sınavı yaptım...

İkinci fiyasko:(

O da berbattı!

Hayır insan çalışmasa çalışmıyorum der; ama ama...

Şimdiyse günün sinir stresiyle yazıyorum bu yazıyı.

Kulağımda konserden aklımda kalan parça "eğer aklı olaydı kalp asırlarca kanarmıydı" böyle de dinlemek hoşmuş.Durumumun alakası yok ama hareketli gürültü işte...

Belki teselli olur günüme...


Moral boukluğuna çareler ve faydasızlıkları:

Hepsi geçecek telkinleri.Şuana kadar ne kaldı ki? (bunu düşünürken yeni dert meselesi herşey geçici:( hiçbir şey kalmıyor)

Aç bir film izle sadece sana özel olsun eğlenceli birşey (ağlamaya bahane işte ne kadar eğlenceli olsa da dokunacak yeri vardır üzgünsen)

hmmm kahve içmek ben gibi olanlar için kokusu bile ayrı keyf (iç iç kalori eksikliğin var der içindeki mutsuz olmanı seven canavar)

Arkadaştan öneri: "Bardak çanak kır faydalı olabilir."(berbat o kırdıklarımı toplarken daha çok sinirlenirim ve tekrar kırarım kır temizle kır temizle... olacak iş değil)

Yat bi yere başla kızmaya kendine.(10.dakikada uyuya kalırsın kalkınca aptal gibi dolaşmakta cabası.Elde var 0 gene)

Hmm bir öneri daha "temiz hava al" olabilir( İstanbul'da temizini bulmak için nereye gitmem gerek? Şehir dışına mı? Bu da beni mutsuz yapar seviyorum bu şehri.Hem ha deyince gidiliyor mu?)

Şuan yaptığım yöntem müziği hareketli olsun belki düzelirsin hareketsiz olsun belki ağlar rahatlarsın (bana uyar uyar bana diyor şarkıda:) hepsini deneyebilirim önerilerin... tabi fayda ne kadar olur bilmem henüz bir değişim yok bende)

Durup durup dua ediyorum içimden...Başka fayda sağlayan yok sanırım...




1 Tem 2010

Bugün AYI gördüm...



Evet uzun süre görmediğim ayı gördüm...


Yetmedi havai fişekte cabası:)) güzelmiş gökyüzü.

İbnül Cevzi'nin kitabı aklıma geldi orada zeki insanların gökyüzüne baktığı söylenirdi:))

Bu da tastikli zekiliğim oldu:)



21 Haz 2010


Kandilini yaktım hayatımın...

Hep bir ışık beklemek anlamsız diye.Önce yanmayı sürdürmek için oksijen şarttı açtım bütün pencerelerini yüreğimin...

Kandili bulmam lazımdı.En ücra köşede beni beklediğini biliyordum.Biraz zor oldu onu tozlu raflardan indirmek.Sadece raf mı tozluydu? Hayır bilakis kendiydi asıl kirlenen ve başladım temizliğe.Umutlarımla yıkanmış suya daldırdım kandilimi...


Tertemiz eyledim...

Nasıl mı yanacaktı?

Dua denen muhteşem ötesi oluşum bana yeterdi.Çok fazla şey yapmadım iki damla göz yaşı akıttım ateş için.Avucumda iki damla göz yaşı yeterdi.İki damla gözyaşım dönüşüverdi kibrite...

Tutuşturdu kandilimi...

Isıttı yüreğimi, buldu beni...

Çok özlemişim ısınnan yüreğimi çok özlemişim kendimi kendimde hissetmeyi çok özlemişim kendimden (kuldan) ötelere güvenmeyi...

Özlemişim...

Yaktım kandilimi artık! Gecelerin zifiri karanlığından korkmuyorum! Sadece kendime yetiyorum ışık aramıyorum...

9 Haz 2010


Hep saklıydı yüzün!

Kendini gizleyen cariye gibi...

Ben arayan oldum Kays misali...

Sense Leyla idin.Bir adını bildim bir seni...

Seni diyorum çünkü geçmiştim maddeden ben.

Ruhtu tek varlığım tek düşüncem.

Zaman işliyor sevdiğim hemde aleyhime.

Sadece benim aleyhime.

Tek tek atıyor senden uzak dakikalar yeni bir sayının üzerine.

Tek tek değişiyor saat adını yenisiyle.

Bense hep sana aşık bekliyorum!

Ben seni beklerken kimbilir sen hangi gönüle dem vuruyorsun?!

Ah minel aşk!

Sana itiraf kölelerine itiraftan pek zor!

Seçe seçe seni seçmek bana ağır gelen.

ahh aşk...

Tek derdim sensin...

Kimsin, nesin, rengin , şeklin ne bilmem.

Ama tek aşkım sensin...

Ben dedikleri gibi "aşka aşık biriyim" ve bu konuda çok yeniyim...

20 May 2010

OkuYORUM...

Katre-i Matem'den alıntı;
Bir kerre dokunsan teline saz-ı derunun
Bin türlü nevazişle düzelmez bozulunca...


Yeni Türkçesi:Gönül sazının teline hata ile bir kere dokunmaya gör; eğer bozulursa artık bin defa tamire kalkışsan yine de düzelmez...

Çok güzel Osmanlıca... Ne hoş beyitler var ahh ahh...
Şimdi nerde böyle ince ruhlar!

14 May 2010



Film izlemem gerekiyordu, "ne olabilir ne olabilir?" derken aklımda olan filme başladım... Karşınızda "Sherlock holmes"... Bir deli ve onun veziri edasında bir film. Delinin veziri olurmu demeyin , delilerde kendi alemlerinde kraldır belki de en mutlu krallardan:))) neyse konuyu geçeyim. Böyle akıllı zeki bir tip Sherlock.Döveceği adamın bile hesabını yapacak cinsten zeki.. Sonra yanındaki vezirle dolanmış ipleri çözüp sarıyorlar:)) vezirde doktor.Hasılı güzel bir film be yawww tavsiye edilir... Biraz pasaklı dünyadan elini çekmiş olsada izleyince "bir sharlock neden yok hayatımda:((( " dedim...

Hoş dünya üzerinde zeki adamlar az bana o azı denk gelmesi katrilyonda bi ihtimal bile değil:)))