22 Ağu 2010


Şimdi film izlemeyi neden bu kadar çok seviyorum daha iyi anladım.
Farklı hayatlar çok eğlenceli oluyor.Herkesin her şeyinin farklı olması ve bunları fark etmek çok eğlenceli.
Bir iftar davetine gitmeyerek kendimi çalışmaya adamıştım ki son anda vazgeçtim.
Açtım pc'yi başka hayatları tanımaya koyuldum.
blog blog üstüne blog dünya üstüne:))diye başladım dolanmaya.
Derken bir film izlemeli dedim.Faceyi şöyle bir adım attım ki en çok izlenen filmlerden birini izleyeyim.
Ve başladım izlemeye...
Gayet eğlenceli oluyormuş.
Filme gelince bilindik filmlerden biri tanıtmaya bile luzum yok.
Filmden aklıma takılanlar:
Telefon kulübelerini her daim sevdim acaba nasıl aranabilir bu kulübeler? Arama olasılığı var mı?
Sevdiğim ya da sevmediğim şeyleri filmdeki gibi sıraya dizmeye kalksam sanırım bitmez.Bir şey daha sevdiklerimle sevmediklerim arasında sadece bir sınır var her an o çitten birbirlerinin hesabına geçebilirler.
Film izlerken çikolataya doyum olmuyor bim'in uydurmasyon çikolatası bile olsa ve ben bunu yeğenimin zulasından yürütmüş olsam da:))
Şuan "Regina spektor ne me quitte pas" dinliyorum ve işin garip kısmı bunu da bir blogtan dinliyorum:) sanırım filmlerle insanları seviyorum.
Farklı hayatlar ,fikirler, sevilenler, sevilmeyenler, insanlar bana eğlenceli geliyor.
Filmler de...
Bir sürü şeyi fark edebildiğim için mutluyum...
Ve çok şükür diyorum.

16 Ağu 2010

Yükseklik korkusu

+
3
İncirli köprüsünün altında hafif bir eğim vardır , birden kayıyormuş hissine kapılırsınız altından geçerken (o taraflarda olanlar bilir İst Avrupa kısmı)
Benim çok hoşuma gider bu hafif eğim.Her gün oradan geçerken dikkat ediyorum çekilmez sıcak yolda hoş bir an olsun diye.
Ne gariptir ki her türlü yükseklik olayına alışmış eğlence diye vazgeçemeyen en yakın arkadaşım bu hafif eğime sinir olur. İçi geçer bir çoğunun eğimden. Oysa ben gondoldan pek hazzetmeyen , üst geçitlerden aşağı arabalara bakınca bir tuhaf olan, en yüksek eğlenceli olayım atlantisteki kule olan daha fazlasına erişemeyen biriyim. Ama yükseklik garip bir olay benim için bilhassa açıkhava yüksekliği.
Bazen pek bir korkak oluyorum bu konuda bazen pek umursamaz.
Yükseklik korkum var mı yok mu bilemiyorum ;ama içim bir tuhaf olduğu, oradan bakınca beynim düşücekmiş gibi hissettiğim, aşağı inen bir olayda içimin geçtiği doğru. Bu benim korkum mu acep? Korkmasam da keyf alamam gibi geliyor.
Ben gene ara ara düzenimi bozayım köprü altı eğimi dışında :)))

14 Ağu 2010


Her şey bir noktadan başlamaz mı?
Önce nokta sonra birleşir bir çizgi sonra şekil, koca koca yaratılmışlar ,düşünceler , kelimeler, alem ...(sonsuzluk)
Hepsi noktayla alakalı değil mi?
Birleşmişlerin en küçüğü nokta.
Ne hoş şey bu nokta.
Neleri birleştimedi ki?
Hepimiz noktayız şu alemde, herşey bir nokta.
Varlık nokta yokluk nokta
Hepsi geçiyor bir solukta :))
uymadıysa idare edin artık bu noktalı ünlem halimle bu kadar (noktasız ünlem de varmış gibi:))

10 Ağu 2010


Ve geldi gene gözümüz yollarda kalmıştı.
Ne vakit geleceğini bilsek de her seferinde merakla bekler olduk yollarını.
Bu sene başka bir vakitte geldin.
Kıymet bilenlerin daha çok bildiği , bilmeyenlerinse daha çok vazgeçtiği günlerde.
11 ayda güzeldir ama senin yerin ayrıdır inananlarca.
Yaşayanlar için çok farklıdır yerin.
Şehir bile senin için süslenir, kuruluverir mahyaları.
Sofralar daha bir özenlidir rıza için sabredenlere özel.
Edilen dualar daha kıymetli olur seninle.
Ya durulan namazlar, teravih
Herşey ayrıdır yaşayan için seni.
Her nimetin kıymetini bilmek ayrıdır seni tanıyanlara.
Hoş geldin ey sevgili ramazan!
Hayırla geçireceğimiz ramazanlardan olman duası ile...

8 Ağu 2010



Yorgun bir günün ardından -o gün gene pazar-
Ve gördüğüm bi yerden ,aklımda kalan hoş satırlar

Esrarını dil zaman zaman söyler imiş
Aşk ehli olup da ,mihnet-i cihana
Ben sabr ederim diyen yalan söyler imiş...


Şimdilerde anlamı:
Gönül senin sırlarını zaman zaman söylermiş
Gam,dert, tasa vaktinde destan söylermiş
Aşık olup da ayrılık derdine,kederine,belasına
"Ben sabrederim" diyen yalan söylermiş...
Haleti

4 Ağu 2010

Hayalim de ki zaman


Hayalimde ki mekan buralar gene, zamansa çoktan tüketilmiş durumda
Biliyorum hep tarihi güzel yönleriyle görüyoruz
Biliyorum o zamanda insanlar hep çalışırdı
Biliyorum ne ısınmak için kombi ne çamaşır için makinesi ne sıcak su ne internet ne o ne bu vardı
Biliyorum zengin zevk sefa içinde fakirse son derece fakirdi
Biliyorum kadınlara fazla değer verilmezdi 4 hatun bir adamın eşi olurdu
Biliyorum kadınlar hep geri planda kalırdı
Biliyorum gezmek çok zordu
Biliyorum biliyorum biliyorum
Şunları da biliyorum:
Tarihin kötü yönleri var.Şimdilerde ise hem tarihin hem insanların en kötüsü var.
Şimdi insanlar gene çalışıyor.Fark şu eskiler kafalarını yatağa koyduklarında ya da dışarıda dolandıklarında huzur bulurken şimdilerde huzur huzursuzlukla çarpım halinde her halukarda negatif yani.
Evet elektronik eşyalar yoktu ancak eşyalara hizmet edene de yoktu, sadece adamlar kendilerine yetecekle meşguldü.
Zengin fakir ayrımı her dem var.Belki şuan uçurum yok ancak insanlar şimdilerde her şeyi kılık kıyafet,marka,iş güç,makam mevki hastalığı olarak görüyor.
O zaman en azından 4 kadının bir eşi olurdu şimdilerde ne adamların eşi belli ne kadınların(!)
Şuan kadınlar pek bir ilerlemiş mi ki? Eskilerde belki kadınlar narin hatunlar olarak görülürdü. Şimdilerde adam eşitiz diye kadınla evde uzakdoğu spor müsameresi yapıyor kazanan ve dayak yiyen kadınlar,işe gidip ev işi yapan kadınlar vs...Bu mu kadının değeri???
Evet gezmek zordu.Ancak güzeldir diyorum bir çok şeyin tadı.
O zamanın ramazan gecelerinin , bayram günlerinin, düğünlerin tadı ayrıdır.
Şimdi eğlence için insanlar bir makine başında saatler harcıyor o zaman insan insanla vakit harcıyordu.Seviyorum o dönemleri,seviyorum divan şiirlerini, seviyorum yozlaşmamış aşklarını...
Biliyorum bu dönemde yaşamam hayırlı, gerekli diye Rabb bu döneme nasip eyledi beni.
Ancak merak işte.Her Topkapı sarayına gidişte bahçede koşmak istiyorum.
Seviyorum o dönemi o şahşahayı OSMANLI'yı...