28 Eyl 2010

OYUNCAK HİKAYESİ



Kaç gündür pek bir yoğunum.

Sonbaharın verdiği iş güç vs.

Bu ara vaktimin büyük hazinesi yollarda geçti.İnsan yalnız kalınca yollarda yapacağı şeyler belli.Müzik dinle, kitap oku, etrafı seyreyle.Yolda aşırı ses açıp dinleyenlerden değilim zaten ,kullağına taktığında kulaklığı dünyadan bağlarını koparanlara da sinir olmuyor değilim.Herkes sağır modunda geziyor çünkü.Adama önemli bir şey dicek olsan avazın çıktığı kadar bağarman gerek bu da yolda sesim kaç oktav denemesi yapmaya benziyor ki gören "delidir ne yapsa yeridir" diyerekten hiç tınlamıyor.Diyeceğin adam dahil.

Oku oku oku bi yere kadar konsantre olunuyor.En çok yaptığım test çözmek zaten.Bazen kafa kalmıyor test mi beni çözüyor ben mi onu karışıyor durum.Kitap okuma kısmıysa tam heyecanlı kısma geliyorum hoop vakit bitti.Konu dağılıyor tekrar başa sar.Gene de yollardaki en ideal tercihim.İett'de eğer oturmaya yer bulursanız süper gidiyor:)

Ve üçüncü tercih:Etrafı seyr eylemek.Her zaman geçtiğim yollar olsa dahi boş gözlerle izlerim.Aslında o dışarıyı seyr eylemek gibi görünse de içindeki olup biteni eylemektir.Her şey gelir aklına:geçtiklerin,geçirdiklerin,geldiklerin,gelecek(lerin), tercihlerin, demediklerin, hüzünkerin, sinirlerin, mutlulukların, huzurların bir çok şey gelir...

Ve bugün üçüncü tercihimi kullanırken karşıdan gelen pembe başlı kamyon beni çocukluğuma döndürdü.Tıpkı küçük oyuncak kamyonlar gibiydi içinde kim bilir ne acayip şeyler taşıyan, dışı pamuk şekeri kıvamında kamyon.O "Al yazmalım, şöförsem günahım ne?,Beni de vur gülüm" nidalarıyla giden kamyonlardandı.Ama benim için sevimli kibar insanCIKların bulunduğu oyuncak kamyondu bir ara.Biz de oyuncak gibiydik.Onlar kadar temiz değildik!Onlar kadar içi dışı bir, onlar kadar kazasız belasız değildik! Gene de oyuncaklar gibiydik.Boş şeylerin etrafında dolaşan oyuncak insanlardık.Oyuncak hayatı ve oyunlar yaşıyorduk.

Tıpkı Kuran'da da dendiği gibi dünya hayatı oyun ve eğlencedir.Çokça düşünmeli aslında.Böyle işte günlerim geçiyor oyuncak dünyasında.Gerçekleri yaşamak dileğiyle!

17 Eyl 2010

Öyle böyle sebepsiz serzenişlerim:

Ahmak insanlar yaşadıkça akıllıların kıymeti bilinmez ki.Bu yüzden kıymet beklemek imkansız! Beklemiyorum.


Gece seni ne çok seviyorum bir bilsen.Bilme ama istemem! Gecelerime gün doğmasın.Ben seni böyle sevdim karanlıklarınla.


Günübirlik hayatımın günü ikilik geçen zamanları var.Ve ben bu zamanlara kızgınım.Onlara inat artık sek sek oynuyorum hayatta!

16 Eyl 2010

ANKARA


Senelerdir gitmediğim Ankara'ya günübirlik gidişim.
Ya Hu nasipte olunca birden hiç aklında yokken bir şeyler yapıyorsun.Aklımda yokken birden gitmek zorunda kaldım.Küçüklüğümde gitmiştim.
Ve izlenimler:
Saat gece 02.00 civarı ben İst Otogarda beklemekteyim.Buraya nasıl vardım bilmiyorum.Adamlar asker uğurluyor ben kendimi savaşın ortasında kalmış Filistinli gibi hissettim.Silahlar , bağıranlar, çağıranlar, ağlayanlar, ayakları hariç tüm vücudu arabanın dışında olanlar,askere gidiyor diye omuzlardan havaya uçanlar( ve düşünsenize bir anda bıraktıklarını:)) ),ters yönde konvoy yapanlar, yerlerdeki insan çöpleri (hangi yaratık bu kadar katleder dünyayı?) her türlü karışıklık... Gerçekten garip bir bekleyişti.Geceyi garajda geçiren kişileride gördüm, annesi ağlamasın diye soğuk davrananı da, sevdğini uğurlayanı da gördüm, sevinçten mutlu olanı da... Bir kaç saat ömrüme bir sürü şey kattı.
Ama üzüldüm insanlar çok çığırından çıkmış.
Hasılı bindik bir alamete kıvamında yola başladık.Ve Ankaradaydım taşı toprağı altın olmayan memlekette.
Ülke orada var desek yeridir/miş...Her yer bakanlık, başkanlık,komutanlık vs.vs.
Ama pek bir düzenli geldi gözüme.Birkaç saate sığdırmak zorundaydım başladım Kızılay,Sakarya,Emek,Aştı,Bilkent ve bir kaç yeri daha dolanmaya.
Normalde İstanbul dışına çıktığımda hep bir eksiklik hissederim buradaki eksiklik daha bir azdı.
Benziyordu Ankara İstanbuluma biraz yoğundu bazı yerleri.
Fakat ne gariptir ki Ankara insanı soğuk geldi, İstanbul'da ocu bucu şucu diye bilinse de insanlar hep el ele gönül gönüle daha saygılı.Ankaradaysa daha bir kırmızı çizgiler var insanlarda.Daha bir fişlenmiş hissettim kendimi (hoş anayasa kabul edildi fişleme kalktı ama:) )
Bilmiyorum düzenini sevsemde İstanbulum gibisi yok.İnsanların ayrım yapmadığı, biçimlense de tıpkı yapboz gibi birbirlerini bütünlediği bir şehir İstanbul.
Son olarak otobüsle geldim ( metroyla).Filmler berbattı.Hmmm bir de milletimizin aç gözlü insanları hafıza kartlarını yürütmüş filmlerden o daha da berbattı! Bu kadarına da pes dedim.


"Biz her şeye esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan hep esirgeyen ve hep bağışlayan
Rabb'in adıyla başlayan adamlarız Anna!
Büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların,korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız bundan ..." der ve devam eder Tarık Tufan.Hep diyesim gelir bu satırları okuduğumda "Ahh Anna ahh anlayamadın bir çok şeyi! Anna olmak meziyet ve eziyet arasında bir şey çünkü".


Ve başka satırlarında şöyle der Tarık:"Yatağıma uzanmış, kenarda üst üste duran kitaplara bakıyorum.Sayfalar boyunca sana ulaşmaya dair tek bir satıra rastlamadım..."

O satırlara çoğu kişi rastlamamıştır öyle değil mi? O satırları yakında bulmak büyük bir nimet uzakta olması ise zamanı var demek. Sanırım Tarık Tufan'a olan sempatim içten olması.Beni bana , seni sana, bizi bize hatırlatması...

Seviyorum bu adamı Allah mutluluğunu ve başarısını arttırsın ve daim etsin...
Sevdiğim kişilere ne güzel dualar ediyorum ne içten kendimi de sevsem mi acaba :))))

10 Eyl 2010

Mutlu bayramlar:)





Görüşmediklerimizle görüştüğümüz, sohbetlerimizin arasında tatlı muhabbetler barındırdığımız, büyüklerimizin gönlünü alıp hal hatır sorduğumuz, küçükleri sevinç bombardımanına (şeker ve para alma törenleri) tuttuğumuz, eskileri andığımız , yenileri yaşattığımız, tatlının her halini yaşadığımız,Yaradana daha fazla yanaştığımız bu muhteşem günler olmasaydı ne kötü olurdu...


Bizim için bir büyük ödül olan bayramların kıymetini, mutluluğunu, güzelliklerini yaşayabileceğimiz ve ikram edilen şekerler tadında bir bayram dileğiyle:)))


Bayramlarda en çok kıskandığım kişilikler çocuklar:küçüklük bayramlarım çok güzeldir.


El sürüp sürüp tüm sevgimi verdiğim kıyafetlerimle.

Abimin komşu zilleri çalıp, benim şeker toplayıp; bir avuç şekerden bir adet bırakıp, şekerlerimi gasp etmesiyle:)

Annemin sakladığı çikolataları gizli gizli aşırmamızla

Tüm harçlıkları abim Osmanlı bankasına ver faiziyle alırsın diye elimden almasıyla ve geri alamamamla (o zamanlardan anlamıştım faiz kötü bi şeydi :) )

Mahallenin çoluk çocuğuyla "senin kaç paran var?" deyip hava atmamızla

Güzeldi benim bayramlarım...

Hala güzel çok şükür;ancak eskisi gibi sadece bayram tasası taşımıyor ruhum bin parçaya bölünüyor.Bir an mutlu olsam da bayramlar her an değişiyor büyüyünce ve fark ediyorum ki artık zaman ne çok şey kazandırıyor insana...

Seviyorum bayramları her şeyiyle gene de...

Referandumuyla:), gürültüsüyle , şeker ve çikolatalarıyla:)) vs.'siyle...

6 Eyl 2010





Ve sonbahar...

İlkini ve sonunu severim baharın,yazı da severim, kışı da.Biliyorum geriye bir şey kalmadı ;ama kalması şart mı? Hepsi birden sevilmez mi?

Ve sonbahar...

Mis gibi esen rüzgar, biraz soğuk belki biraz yağmur.

Ve o çok sevdiğim eskise bile dinlemekten keyf aldığım şarkı "İstanbul'da sonbahar" en sevdiğim kısmı şarkının: bir yerde istanbul'da sonbahar dedikten sonra dıp tıss sesleri kalması sadece sonra şarkıya devam etmesi...

Sonbahar
Hafif üşümeye başlarsın alırsın battaniyeni üşümene inat ısınmak için bir de kahve yapmışsan en sıcağından (ben pek sıcak içmem asklında:) ) derin derin dalmışsan sonbaharın sakin serüvenine senden iyisi var mı?
Sonbahar sanki huzur...
Hep eskime mevsimi gibi görünse de bence aslında yenilenme mevsimidir sonbahar.Arınırsın tüm yıpranmış yapraklarından.Bırakırsın rüzgara kendini derinlemesine işler rüzgar ruhuna.
Hep başlangıçlar mevsimidir sonbahar.Tatil sonrası düzene giren hayatların, okulların, kursların, işlerin, yeni tanışmaların, yeni dostlukların, yeni hayallerin, yeni adımların başlangıcıdır sonbahar.
Sinesinde güzel şeyler barındıranlar için bir umut, depresyona meraklı bünyeler için derin bir kuyunun başlangıcı gibidir.
Böyle değişik bir şeydir sonbahar...

Herkesin yeniliklerinin güzel ve hayırlı olması dileğiyle:)))

NOT:Ben hayırlı dediğimde neden hep farklı algılanıyor? Sadece belli işlerde hayr olmaz her şey de olabilir ve en güzeli hayr olunca olur biline :)





4 Eyl 2010

Kelebek









Zaman ne kıymetli değer.


İçinde olduğumuz ancak anlama kabiliyetinde olamadığımız şey.


İki gündür ağrılarım vardı.


Hiç de kolay olmayan ağrılar...


Hayatımın umursanmazlıklarını uyuşturmak adına yaptığım şeylere benziyordu ağrı kesiciler.


Ölümü hatırladım tekrar takrar.


Yakınlarda kaybettiğimiz bir ablanın babasını.Ve ölümün böylesine güzel halleri de var dedim.


Ve kelebekleri hatırladım kısa ömürlü olsalar da güzel olmalarını.


Asıl olan bu değil mi?


Bilmiyorum hatırladım düşündüm düşündüm...


Dersten kafamı kaldıramazken ağrılar ne çok şey düşündürttü.


Herşeyin ne boş olduğunu ne çok boşluklarda dolaştığımı düşündürdü.


Kelebek etkisini düşündürdü hayatımdaki hallerini.


Düşündüm düşündüm sonunda güzele vardım ya en mükemmeli oydu.


Hiç bir şey boş değildi,


o ağrılar :günahların affı için sebep inş.


Kelebek etkileri:akıllıca vermem gereken kararlar


ölüm:kişiye göre değişen şey


zaman:değeri bilinesi şey- gene kelebekle alakalı-


Boşluklar:hayatımda hep olacak şeyler ama doldurulası hallerinin hayırlı olması temennim


Bu yazı:öylesine yazılmış iç düşünce


Sonuç:bilinmez bir alemde bilinenleri yaşıyorum ve hayırlısını Hakk'tan diliyorum